Mağazanızda sattığınız ürünlerin hikayesi var mı?..

Başlığı okuduğunuzda “Niye ki?” diyen haliniz geliyor gözümün önüne. Sizi daha fazla merakta bırakmadan anlatayım hemen şu “hikaye ile ürün arasındaki ilişki”nin ne olduğunu ve neden gerektiğini…

Diğer pek çok eğilim gibi bu da daimi baş tacınız, zaman zaman da tatlı belanız müşterilerinizin yeni bir beklentisi!.. Malumunuz, müşterileriniz iş yapış şeklinizle o kadar yakından ilgililer ki artık, hoşlarına gideni (gitmeyeni), hissettiklerini (hissettirdiklerinizi) çok kısa bir sürede çok geniş kitlelerle paylaşabiliyorlar. Dolayısıyla, onların memnuniyeti nasıl ki cennetinizse, memnuniyetsizlikleri de cehenneminiz olabiliyor. Müşterileriniz ister “online” mağaza ekranınızda olsun, ister “offline” mağaza rafınızda, ürünlerin öylesine, soğuk bir biçimde sergilenmesini istemiyorlar. Mağazanızda görüdükleri ürünlerle aralarında bağ kurmak, içlerini ısıtan, ürüne duygu katan hikayelerini okumak/duymak istiyor ve kısaca, “Kuru kuruya ürün satmakla olmaz! Alacağım ürün hikayesiyle beni etkilemeli kardeşim!” diyorlarmış.

Müşterileriniz velinimetinizse, onların bu söylemini kaale almak da boynunuzun borcu olmalı. Eee, bu boyun borcu ödenmezse, n’olur?.. Malumunuz, müşteriler pek de öyle vefalı bir kitle değil, hatta zaman zaman çok da acımasız olabiliyorlar! Sizin onlara kulak vermediğinizi, onları anlamadığınızı düşünürlerse, vay halinize! Hele bir de sizin için “Tiz boynu vurula!” dediler mi, işte o an sizin bittiğiniz andır! Öyleyse, mecbursunuz onları dinleyecek, beklentilerini anlayacak, isteklerine layıkıyla karşılık vereceksiniz.

Peki ürün-hikaye ilişkisi ne alaka?.. 1996 yılının Ocak ayında Bill Gates Microsoft web sitesinde yayınladığı bir makalesine “Content is King” başlığını atmış ve yazıya “Content is where I expect much of the real money will be made on the Internet, just as it was in broadcasting.” yazarak başlamış. İşte bu manifesto gibi yazının kaleme alındığı tarihten bugüne tam 19 yıl geçmiş. Bugün bu yazıda ifade edilenlerin ne kadar doğru olduğunu anlatmaya sanırım hiç gerek yok. Mesele, bu “de facto”dan kendimize ne gibi vazifeler çıkarmamız gerektiğini iyi anlamaktır.

Bu yüzden hep vurgulamak, altını çizmek istiyorum: “müşterilerinize daima kulak verin!” Onlar mağazanızda gördükleri ürünlerin soğuk nevale gibi durmasını istemiyorlar. İnceledikleri üründe onları kendilerine çeken bir sıcaklık hissetmek, duyularını harekete geçiren, onlara bir şeyler anlatan bir hikaye duymak istiyorlar. Hikaye ilgilerini çekerse, satın alma gerçekleşiyor. Örneğin bu yılki Oscar Ödül Töreni’ne damgasına vuran şu meşhur özçekimi görmeyen kalmamıştır. Fotograf karesine giren şöhretlerin yüzlerindeki o içtenlik, neşe, ve sıcaklık bu kareyi gören herkesin eminim çok hoşuna gitmiştir. :)

Peki sizce, kaç kişi bu özçekimden etkilenerek, Samsung akıllı telefon almıştır. Emin olun, bu viral çalışma Samsung’un şöhretine de şöhret katmıştır. Ne demişti sevgili Bill Gates, hemen hatırlayalım: “Content is King!” :)

İçeriğin kral olduğunu gösteren, bunun gibi daha pek çok güncel örnekle karşılaşabilirsiniz. Bu eğilimi fark eden markalar ve mağazalar da artık gelenekselleşmiş gazete, dergi, radyo, televizyon gibi medyalara reklam vermekle yetinmek istemiyorlar. Bunların yanında, hikaye anlatımı ile sosyal etkileşim alanlarını kesiştiren yeni mecralarda da etkin olarak yer almak, sadece ürünleriyle değil, ürünlerin arkasındaki hikayelerle bu ortamları ziyaret eden potansiyel müşterilerinin ilgilerini çekmeye çalışıyorlar. Özetle pek çok kurum klasik reklam vermenin yanında, ciddi bir içerik de üretiyorlar aslında. Bu içeriği de olabildiğince çok müşteriyle etkileşime girerek ortaya çıkarıyorlar. Çünkü bugün müşterileriniz “Ben ne satarsam, onu alırlar!” diyebilme lüksünüzün olduğu o eski ve güzel zamanlarınızdaki sessiz ve edilgen yığınlar değiller artık. Onlar bugün ürün lansmanlarına, kampanyalarına ve reklamlarına ciddi bir şekilde katılan, etkin rol alan, sizi bir anda vezir edebileceği gibi, rezil etme potansiyeline de sahip aktif bir kitle. :)

Mağazanızın ürünlerini hikayeleriyle birlikte sergileyebileceğiniz sosyal alışveriş platformumuz LIVITOL de sizin kendinizi ifade etmek için, ürünlerinizi daha sıcak göstermek için kullanabileceğiniz çok doğru bir adres. LIVITOL’e gelen ziyaretçiler ve LIVITOL üyeleri;

  • platformda sergilenen ürünlerin hikayelerini görme imkanına sahipler,
  • sitede okudukları ürün hikayeleri ilgilerini çektiğinde, onları beğenebilir, takibe alabilir, ve onları satın almak istediklerinde mağazaya yönlendirilebilirler.

Bu şekilde LIVITOL’de hikayenizle ilgisini çektiğiniz ziyaretçilerin trafiğini mağazanıza yönlendirdiğimizde, bu ziyaretçilerin sitenizde o beğendikleri ürünü alma potansiyelleri, yani satışa dönüşme oranları fark edilir bir biçimde yükselecektir.

Daha fazla geç kalmadan siz de LIVITOL’deki yerinizi alın ve ürünleriniz/markanız/mağazanız için yepyeni bir konuşma ortamı sunan LIVITOL’de sosyal alışverişin ayrıcalıklarını keşfedin. Yazımı yine Bill Gates’in aynı yazısının son cümlesi ile bitirmek istiyorum: “Those who succeed will propel the Internet forward as a marketplace of ideas, experiences, and products – a marketplace of content.

Nadir KIRGIZ

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>